26 Nisan 2011 Salı

(P)aragliding

        Bazen herşey insanın gözüne mükemmel görünür, hiçbir sorun hiçbir pürüz olmadığını düşünür insan. Hayat güllük gülistanlıktır. İkarus'la 2008 yılında devam eden ilişkimizde de hiçbir sorun yoktu. Anlaşabiliyorduk, uzak olmamıza rağmen beraber sıkça zaman geçirebiliyorduk, sarılıp uyuyabiliyorduk. Hayat herşeyiyle pozitifti bana. En mutlu olduğum zamanlardı. İlişkimizde altı ay geride kalmıştı ve ben en uzun ilişki rekorumu çoktan kırmıştım. Bana bu ilişkiye ömür biç deseler, en fazla dört ay derdim. Ama biz 6. ayı geride bırakırken hala çok mutluyduk. Önce Mayıs'ta benim doğum günümü, ardından Haziran'da İkarus'un doğum gününü kutlamıştık. İkisi de çok eğlenceli ve süpriz dolu geçmişti. Yazın ben staj yüzünden İstanbul'da, O da yaz tatilinden istifade ailesinin yanına İzmir'e gitmişti. Doğal olarak görüşmemiz bi süre sekteye uğradı. Ama telefonda konuşuyor, sıkça mesajlaşıyor birbirimizden devamlı haberdar oluyorduk. Özlemiştik de birbirimizi doğal olarak. Benim staj bitimimde İzmir'e onun yanına gitme durumum vardı. Ancak henüz nedenini bilmediğim bir şekilde kuzenlerinin geldiği öne sürülüp benim İzmir'e gidişim ertelendi. Ben arada kalan süre boyunca yazlığa ailemin yanına gitme planları yapıyordum. Bir akşamüstü İkarus'u aradığımda telefonu biraz geç ama sonunda açmıştı. Sesi titrek ve heyecan doluydu. Muhabbete başlar başlamaz o heyecanın benden kaynaklanmadığını anladım ve içime bir kurt düştü. Muhabbete devam ediyorduk ama O tam tersine bir an önce muhabbeti bitirip telefonu kapama derdinde gibiydi. Evin içinde konuşmuyordu, balkondaydı. Ben Onu ne kadar özlediğimi anlatmaya çalışırken bir yandan da İzmir'de ezan okunduğunu telefonda duyabiliyordum. Daha fazla canını sıkmadan O'nu çok sevdiğimi ve çok öptüğümü söyleyip telefonu kapadım. İçim hala rahat değildi, birşey vardı ve ben bunu öğrenmeliydim. Beklediğim işaret çok geçmeden İstanbul'un dört bir yanında yankılanmaya başladı; İstanbul'da ezan okunuyordu! Bir anda aklımda alevlenen düşünce tüm kalbimi doldurdu. Eğer o İzmir'deyse ezan önce İstanbul'da ardından İzmir'de okunmalıydı. Hemen o an İkarus'u geri aradım. Şaşırmış bir şekilde telefona cevap verdi. Bense gayet normal bir edayla "Bak demin İzmir'de ezan okundu, şimdi de İstanbul'da okunuyor" dedim. Bu kadar küçük bir detaydan onu yakalamış olduğum için oldukça rahatsız olup, ağzında birşeyler geveleyip telefonu kapatması gerektiğini söyledi ve kapattı. Bu olaydan birkaç ay sonra İkarus'un telefonuna gelen bir mesajda gördüğüm kadarıyla o gün Ankara'daydı. Hangi amaçla gittiğine dair hiçbir fikrim olmayan bu Ankara ziyareti aramızdaki ilişkinin ilk çatlağı, ilk sızıntısı olmuştu.

        Bundan sonraki süreç boyunca işler hiç de yolunda gitmedi. Herşeyin mükemmel olduğunu düşündüğüm ilişkim tepetaklak olmaya başlamıştı. İkarus'la devamlı ve çok hararetli tartışmalar yaşamaya başladık. Tartışmaların boyutu büyüdükçe birbirimizin gırtlağına yapışma noktalarına geldik. İşte o zamanlarda, "sevgili" olma kalıbı tamamen ortadan yok oluyordu ve biz biribirimize ateş püskürüyorduk. Artık bu ilişki sadece alışkanlığa dönüşüyordu.

        Geçen süre zarfında birbirimize o kadar alışmış ve o kadar iç içe geçmiştik ki, ayrılık bile yaşansa Facebook'taki ortak 45 arkadaş, ailelerin birbirini tanıması (Annesi amelyat olduğunda, benim ailem hastaneye ziyarete gitmişti) ve yaşanmışlıklar buna hep engel oluyordu. İşte bu dönemde de ilişkimizin "sürünme" dönemi başladı.
        
        Telefonuna daha önce hiç adını duymadığım insanlardan gelen mesajlar, görüşme sıklığının azalması ve isteksizlik bu hevesin artık tamamen yok olduğunu gösteriyordu. Ben de aynı şekilde İkarus'tan gittikçe daha fazla soğuyordum. Tek yaptığım beklemekti, O'nun kendi elleriyle kendini boğmasını, yok etmesini, aynı mitolojideki hikaye gibi güneşe uçup balmumu kanatlarını eritip denize çakılmasını beklemekti.
       
        2009 yılının Ağustos ayında, çok daha öncesinden planladığımız Ege ve Akdeniz turuna çıkma düşüncesi vardı. Her yaz severek gezdiğim bu bölgeleri o yaz İkarus'la gezmek istemiştim. Ancak son dakikada yine İkarus bu düşüncesinden vazgeçti ve son dakika tek başıma bir tatil planıyla başbaşa kalmıştım. Benim için ipleri koparan son nokta buydu. Tatilin iptal olmasının ardından yaklaşık iki hafta boyunca İkarus beni hiç aramadı, mesajlarına cevap vermedi. Sonradan öğrendiğim kadarıyla hayatında biri vardı. İşte benim İkarus'um kendi ipini kendi çekmişti.Tüm alışkanlığı, tüm yaşanmışlığı hiçe sayıp 17 Ağustos 2009 günü, tam da hayatımda en çok sevdiğim insanlardan biri olan anneannemi kaybettiğim gün, arkadaşımla gittiğim Fethiye'de İkarus'u da Babadağı'ndan aşağı atıp Ölüdeniz'in serin sularına gömdüm ve 1.5 yıl süren ilişki sonunda O'ndan ayrıldım.
       
        Canımın en çok yandığı gün, nefes almamı engellemek ister gibi gökyüzünü dolduran tek şey; İkarus Havacılık şirketinin kocaman harflerle paraşütlerde yazan İKARUS yazısıydı.

2 yorum:

  1. olayı yakalama tarzına bittim; nerden aklına geldi bu detay :))

    YanıtlaSil
  2. biraz fazla detaycıyım sanırım :)

    YanıtlaSil