24 Temmuz 2011 Pazar

Tam (Z)amanında


Not : Müzik eşliğinde okumanız tavsiye edilir.


        Çok şey yaşadım, çok şey öğrendim. Sütten çıkma ak kaşık olamadım hiçbir zaman, olmayı da istemedim. Çok yol gittim, bir o kadar da geri döndüm. Trenlere, otobüslere, uçaklara, vapurlara bağladım umutlarımı. Yol aşırı, deniz aşırı oldu sevgilerim. Harcadığım kilometrelerle dünya turu yapabilirdim, umursamadım. Aşka inandım. O en saf, en temiz, en içten, en şeffaf görünen tanımsız kalıpsız üç harfe inandım. Mihenk taşı yaptım hayatıma. Her benim olanla alevlenen duygumu, her kaybedişte yerle bir ettim. Gidenin acısı içimde kabuk bağlamasın diye yazmayı seçtim. Sevgimi, nefretimi döktüm beyaz sayfalara. Ben ağlamadım, sayfaları ağlattım. Yolun sonunu bilmeden yola koyuldum, göze aldım, zaman zaman gözden çıkarttım. Yaşadım en yoğun, en gerçek ve hep kaybettim.


İlişkilerimde ilklerim oldu, ilkler yaşadım,
ilklerin unutulmadığını öğrendim.

İlklerim oldu, en acemi zamanlarımdı, yaşadıkça uzmanlaştım,
tecrübe edinmeyi öğrendim.

Gidenlerim oldu, sessizce, sakince ya da azgın denizler gibi,
geride kalan olmayı öğrendim.

Gidişlerim oldu, tüm anıları tüm geçmişi hiçe sayıp veda etmeden terk edişlerim oldu,
vazgeçmeyi öğrendim.

Bir şans daha verdim, bu sefer olur dedim,
işi şansa bırakmamayı öğrendim.

İlişkilerde hesap yapan, taktik uygulayanlarla karşılaştım,
matematiğin çözüm olmadığını öğrendim.

Her zaman mutlu olunmuyormuş, zaman zaman ağlamak da gerekiyormuş ama sonunda en büyük acılar bile unutulabiliyormuş,
hergün yeniden güneş doğduğunu öğrendim.

Hayat bir sahne, herkes oyuncu dediler,
perde kapandıktan sonra sahnenin süpürülmesi gerektiğini öğrendim.

Trenlere sevdalandım, istasyonlara bağlandım,
her trenin bir son durağı olduğunu öğrendim.

Sevdim mi en içten sevdim, kimi zaman karşılık dahi beklemedim, nasılsa birgün o da olur dedim,
sabretmeyi öğrendim.

Hayatın dönüşü yoktu, zaman geçip gidiyordu,
fırsatları değerlendirmeyi öğrendim.

Yüzsüz ve bir o kadar bencil olmak gerekiyordu,
herşeye rağmen su gibi şeffaf olmayı öğrendim.






   ....... This is the End of My Story

16 Temmuz 2011 Cumartesi

(Z) Raporu

ÇOK YAKINDA BLOG'UN SON YAZISI
BURADA !



4 Temmuz 2011 Pazartesi

(Y)apboz

     Edirne'ye ikinci ziyaretim Söz'ün en yakın arkadaşı, benim de çok sevdiğim birini görme, hasret giderme ve beraber yemek yeme amaçlıydı. Aradan iki ay geçmişti ve ben bir daha asla dönmeyeceğim şehir Edirne'ye gidiyordum. Bu konuda yoğun kaygılar taşıyordum. Tekrar Söz'le karşılaşsam bana birşey ifade etmeyeceğini düşünüyordum ama herşey düşündüğüm gibi gelişmediğini bir kez daha gördüm.
        01 Şubat 2011 akşamı Edirne'ye geldiğimde Sokağın Zulası'yla çarşıda buluştuk. Uzun zamandır birbirimizi görmemiştik, sadece MSN'de konuşabilmiştik ve bugün hasret giderebilecektik. Yemeklerimizi söyleyip içkilerimizi yudumlamaya başladığımızda sohbet de açılmıştı. Geçen iki aylık süre zarfında olanlardan bahsettik, birbirimizi ne kadar özlediğimizden bahsettik. Yemek sonrasında bira içmek için başka bir mekana geçtik. Konunun dönüp dolaşıp Söz'e geleceğinden emindim ve gittiğimiz ikinci mekanda da tam düşündüğüm gibi gelişti herşey. Söz'ün Edirne'de olduğunu düşünmüyordum, çünkü sömestr tatiliydi ve ailesini yanına gitmiş olabileceği ihtimali gelmişti aklıma. Bu durum biraz daha rahatlamama neden olsa da, Sokağın Zulası'yla devam eden muhabbetimizde O'nun da Edirne'de olduğunu anlamıştım.
        Eve geçtiğimizde cam kenarındaki minderlere kurulup yanımda getirdiğim şarabı içmeye koyulmuştuk. Kafam çakır keyifti, yanımda çok özlediğim biri vardı ve tüm hatıralara rağmen çok mutluydum. Derken Sokağın Zulası, Söz'ün gelip gelmemesinde bir sorun olup olmadığını sordu. Benim açımdan bir sorun olmadığını söyledim, çünkü O'na karşı ne iyi ne de kötü bir duygu beslemiyordum. 
        Söz içeri girdiğinde uzaktan bir selamlaşma yaşadık. Yanımıza gelip otururken iki farklı Söz görüyordum ve artık içmemem gerektiğini anlamıştım. Muhabbetin bundan sonrakı kısmı benim ve O'nun sustuğu, Sokağın Zulası'nın muhabbet açmaya çalıştığı bir evreydi.
        Bir ara salondaki minderlerde sadece ikimiz kalmıştık. O zamanki sarhoş kafam yüzünden hala hatırlayamadığım bir şekilde muhabbet etmeye başlamıştık. Karşımda biri vardı, ama Söz değildi, bundan sonraki dönemde O benim için Ses'ti.
        Sabaha karşı uykuya yenik düşmeme ramak kala beraber koltuğa uzandık. Yüzlerimiz birbirimize dönüktü, gözlerimiz yarı açık. Öpüşmeler vardı ama dudak mahrem yeriydi. Aylar önce terkedilmiş dudaklar, salonda Ses'sizdi. Ses'le ilk öpüşmem o gece gerçekleşti.
       
----- İKİ AY SONRA:
        Edirne'ye haftasonu için gitmiştim. Sadece iki gün kalıp İstanbul'a geri dönecektim. Ses'le ilişkimiz Söz'den farksızlaşmaya başlamıştı. Birşeyler tekdüzeleşmişti ve kurtarmak imkansızdı. Çırpınmaya bir son verme kararımı, iki günlük Edirne ziyaretim sırasında benimle zaman geçirmek yerine ertelemeyip gittiği arkadaş yemeğinde kaybettim. O akşam son bir kez vedalaşmak istedim, O yanıma gelmek istemedi ve ben kesin ve son dönüşümü yaptım Ses'siz ve Söz'süz.

(A)ltın  (Ş)ehrin  (K)apıları
Çatlamış dudaklarım
Ve yorgun bedenimle
Ulu orta yerde soyunuyorum duygularımdan,
şafak sökerken,
yine aynı şehirde.
Yadırgamıyor beni sokaklar,
Aldırmıyor sabah seksini yapan sevgililer,
Görmüyor kör kütük sarhoşlar,
Hissetmiyor ruhum soğuğu.
Gecenin alacakaranlık rengine
Bir kibrit çakıyorum,
Kükürt burnumu yakıyor.
Birileri geçiyor sokağın diğer ucundan,
Tarıyor kör gözlerim grubu,
Tanıdık bir yüz,
Bilindik bir ses duyulsun diye bekliyorum.
Zifiri sessizlik çöküyor.
Oysa ruhum can çekişiyor.
 İki sokağın birleştiği noktada,
Çöp konteynırlarının hemen yanında,
Tam da o köşede,
Bir araba farı bekleyip duruyor gözlerim.
Renginin bir önemi yok,
Sarı ya da siyah,
Geceyi yırtıp atmasını bekliyorum.
Hep bekliyorum.
Dakikalarca, saatlerce ...
Her gecen saniye
Kalp atışıma karışıyor.
Ritmi bozuluyor tabiatımın.
Bedenim sürüklenirken sokak sokak,
Ruhum takılıyor kaldırım kenarlarına.
Söküp atamıyorum,
Yerden toplayamıyorum
Ellerimin arasından kayıp düşen can kırıklarımı.
“Bu son olsun” diyorum kendi kendime,
Sesim boğazımda düğümleniyor.
Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum,
Genzimi yakıyor sigara dumanı.
Gecenin siyahına bürünen şehir,
Yavaş yavaş kendi rengine dönüyor.
Geçmiş kokan bu şehirden,
Ses'siz ve Söz'süz,
Yitip gidiyorum kendimden.

01.04.2011